SÖZCÜKTE ANLAM

 

SÖZCÜKLER ARASI ANLAM İLİŞKİLERİ

Sözcük, insan zihnindeki kavramların dildeki karşılığıdır. Her dilde belli bir kavramı karşılamak için ilk başta tek bir sözcük vardır. Bu sözcükler zamanla dil içerisinde değişik anlamlar kazanır.

Şimdi bu anlamları ayrıntılı biçimde görelim:

 

GERÇEK ANLAM 

 

Bir sözcüğün sözlük anlamları dikkate alındığında akla gelen ilk anlamı ve diğer anlamları gerçek anlamı oluşturur. Gerçek anlamın ilk aşaması temel anlamdır. Temel anlam, bir sözcüğün ilk ve en eski anlamıdır. Bir sözcüğün tek başınayken düşündürdüğü ilk anlam temel anlamıdır.

 

YAN  ANLAM  (YAKIŞTIRMACA ANLAM)

 

Bir sözcüğün zaman içerisinde temel anlama bağlı olarak kazandığı yeni anlam­lardır. Bir sözcüğün yan anlamları şekil ve işlev bakımından temel anlama bağlıdır, onunla benzerlik gösterir.

 

Yan anlam bazen insana ait organ adlarının doğadaki varlıklara verilmesiyle oluşur, buna "yakıştırmaca" adı verilir (masanın ayağı, Sinop burnu, İstanbul Boğazı, mağara ağzı).

 

Aşağıdaki örnekleri inceleyelim:

 

"Dil"

•          Dilinde kabarcıklar olmuştu (Temel Anlam - tatma organı)

•          Dilinden Elazığlı olduğu belli oluyordu. (Yan Anlam - anlaşma aracı-lisan)

•          Servetifünun diliyle yazıyordu. (Yan Anlam - bir döneme ait söz dağarcığı, söz dizimi)

•          Kilidin dili geçe gün kırıldı. (Yan Anlam - herhangi bir aracın parçası)

•          Hukuk dilini iyi bilirdi. (Yan Anlam - mesleklere, konulara ait dil)

 

"Taşımak"

•          Bahçedeki odunları yukarı taşıdılar. (Temel anlam)

•          O zamanlar ruhsatsız silah taşımak yasaktı. (Yan anlam)

•          Evin çatısını taşıyan tahtalar çürümüştü. (Yan anlam)

•          Bu adam devlet üniformasını taşıyordu. (Yan anlam)

•          Şehrin suyunu taşıyan borular patladı. (Yan anlam)

 

 

"Oynamak"

•          Çocuklar bahçede top oynuyorlardı. (Temel anlam)

•          Bu masanın bir ayağı oynuyor. (Yan anlam)

•          Bu bölgedeki herkes zeybek oynamayı bilir.(Yan anlam)

•          Arkadaşım bu oyunda başrol oynuyordu. (Yan anlam)

 

MECAZ (DEGİŞMECE) ANLAM

 

Bir sözcüğün gerçek anlamından tamamen sıyrılarak kazandığı yeni anlama "mecaz anlam" denir. Mecaz anlamda sözcük temel ve yan anlamının dışında tamamen yeni bir anlam kazanır. Mecaz anlamlı sözcükler genellikle soyut bir anlam kazanır.

 

Aşağıdaki altı çizili sözcükler mecaz anlamıyla  kullanılmıştır:

 

•          Yeni gelen öğrenci sınıfa çabuk ısındı.

•          Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın.

•          Bu boş sözleri dinlemekten bıkmıştı.

•          Çok geniş bir adamdı, hiçbir şeyi umursamazdı.

•          Bu soğuk esprilerden bıktım artık.

•          Bu sorumluluğu herkes taşıyamaz.

•          Bu çocuk zehir gibi, kesin sınavı kazanır.

 

ÇOK ANLAMLILIK

 

Türkçede başta fiiller olmak üzere pek çok sözcük zaman içerisinde çok değişik anlamlar kazanmıştır. Sözcüklerin yan veya mecaz anlam yoluyla farklı anlamlar kazanmasına  "çok anlamlılık" denir.

 

Aşağıdaki örnekleri inceleyelim.

 

"ateş"

•          Uygarlık ateşten doğmuştur. (yanıcı cisimlerin tutuşmasıyla beliren ısı ve ışık, od)

•          Top ateşi geceye kadar sürdü. (patlayıcı silahların atılması)

•          Ateşi kırktan aşağı düşmezdi. (vücut ısısı)

•          Kendinizi ateşe atıyorsunuz. (tehlike, felaket)

•          İçimin ateşi hiç küllenmedi. (büyük üzüntü, acı)

•          Ateş fışkıran gözlerle bize bakıyordu. (öfke, hırs, hınç)

 

"bulmak"

 

•          Şiir yazmak için yeni bir konu buldum. (bir şeyi elde etmek)

•          Bu işin sırrını bulmaya çalışıyorum. (çözmek, bir şeyi ortaya çıkarmak)

•          Kristo Kolomb Amerika'yı buldu. (keşfetmek)

•          Thomas Edison ampulü buldu. (icat etme, ilk kez yeni bir şey yaratma)

•          Ben de bunu akıllıca buldum. (herhangi bir görüşe, yargıya  varmak)

•          Bazen güzel ve yeni kıyafetler buluyor bize. (seçmek, uygun saymak)

•          Sen yatarken ben bir şeyler bulur yerim. (sağlamak, temin etmek)

•          Kabahati bende bulma; ben böyle olacağını söylemiştim. (suç, kusur yüklemek)

•          Eden bulur, Allah'tan bul. (cezaya uğramak)

•          Bir türlü bulamadım caminin ismini. (hatırlamak)

 

"bırakmak"

 

•          Mermer masaya bir yirmi beşlik bıraktım. (koymak)

•          Tatilli haftaya bıraktım. (ertelemek)

•          Acaba çanta mı nerede bıraktım? (unutmak)

•          Paranın bir kısmını bırak! (saklamak, arttırmak)

•          Bunu işin ehline bırakın! (bir işin sorumluluğunu başkasına bırakmak, görevlendirmek

•          Bırak da biraz rahat edeyim. (özgürlük vermek, engel olmamak, karışmamak)

•          Saçlarını omzuna kadar bırakmış. (sarkıtmak)

•          Sigarayı sonunda bıraktı. (bir alışkanlıktan veya işten vazgeçmek)

•          Küçük dükkanını bırakıp başka bir ile göçtü. (terk etmek)

•          Öğretmen. üç tembel öğrenciyi bıraktı. (sınıf geçirmemek)

•          Bırak beni, haykırayım. (engel olmamak)

 

"bakmak"

•          Hangi resmime baksam ben değilim. (bakışı bir şey üzerine çevirmek)

•          Evin limana bakan penceresinden deniz görünüyor. (yüzü bir yöne doğru olma)

•          Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur. (bir şeyin gelişmesi veya iyi bir durumda kalması için emek vermek)

•          Üç çocuklu bir aileye bakıyor. (beslemek. geçindirmek)

•          Git bak bakalım evdeler mi? (yoklamak. incelemek. denemek)

•          Pasaport işlemlerine polis bakar. (bir işi yapmak. işi yapmakla görevli olmak)

 

"tutmak"

•          Tuttuğu kitabı masanın üstüne bıraktı. (temel anlam)

•          Ben bu romancıyı gerçekten tutarım. (desteklemek)

•          Yüce dağ başını bir kör duman tutmuştu. (kaplamak)

•          Bu yazı sanırım beş sayfa tutmuştu. (kaplamak)

•          Yaşlı adam çarşıda kendine bir oda tutmuştu. (kiralamak)

•          Polisler hırsızı nihayet tutmuşlardı. (yakalamak)

•          Genç kız misafirlere şeker tutmuştu. (ikram)

•          Ben takım tutmayı sevmem diyordu. (desteklemek)

•          Bu aylarda "güneş tutulması" olacakmış. (terim anlam)

•          Genç kız delikanlıya ilk bakışta tutulmuştu. (aşık olmak)

•          Bugün gölde balık tutacağız. (avlamak)

•          Bu yazı iki sütun tutar. (yer kaplamak)

•          Verdiği sözü tuttu. vaktinde geldi. (gereğini yapmak. yerine getirmek)

•          Tut ki karnım acıktı. anneme küstüm. (varsaymak. farz etmek)

•          Oyuncular soyunma odasının yolunu tuttu. (yönelmek)

•          Sen onun yerini tutamazsın. (bir kimsenin yerini almak)

•          Tuttuğunuz yol doğru yol değil. (izlemek. uygulamak)

•          Bu moda tutmadığından çabucak eskisine dönüldü. (beğenilmek)

 

TERİM ANLAM 

Bir bilim, sanat, spor ya da meslek dalına ilişkin özel ve belirli kavramları karşılayan sözcüklere terim adı verilir. Terimler gerçek anlamlıdır ; anlamları kesindir, kişiden kişiye değişmez. Aşağıda çeşitli alanlarla ilgili terimler verilmiştir:

 

Edebiyat: ölçü, uyak, asonans, aliterasyon, imale, zihaf, gazel , koşuk...

Kimya: mol, element, periyodik cetvel, bileşik, atom...

Psikoloji: bilinçaltı, içgüdü, id, ego, süperego...

Coğrafya: plato, enlem, boylam, meridyen, ova, kırgıbayır...

Biyoloji: hücre, kromozom, fotosentez...

 

Sözcüğün terim anlam taşıyıp taşımadığı cümledeki kullanımına bağlıdır. Günlük konuşma dilinde kullanılan sözcükler terim sayılmaz. Terimlerin anlamı kişiden kişiye, cümleden cümleye değişmez. Herkes için aynı anlam özelliği gösterir:

 

"Perde"

•          Açma pencereni perdeleri çek Mona Rosa seni görmemeliyim. (Perde sözcüğü terim değildir)

•          Oyunun ikinci perdesini izleyemedik. (Perde sözcüğü terimdir)

•          Ameliyat ile hastanın gözündeki perde alındı. (Perde sözcüğü terimdir)

 

"Sınıf"

•          Bu sınıf gerçekten çok soğuk oluyor. (terim değil)

•          Anlatılan fıkraya bütün sınıf gülmüştü. (terim değil)

•          Toplumsal sınıflar arasında önemli farklar var. (terim)

 

"Açı"

•          Olaya bakış açınız gerçekten çok ilginç. (terim değil

•          Geometri dersinde açıları işledik. (terim)

"Ölçü"

•          Adam nihayet boyunun ölçüsünü aldı. (terim değil)

•          Ben hece ölçüsünü iyi biliyorum. (terim)

 

YANSIMA SÖZCÜKLER

 

Doğadaki varlıkların seslerini taklit etme yoluyla oluşturulmuş sözcüklere verilen addır.

Yansımalarda ses-anlam ilgisi vardır. Yansımalar gerçek anlamıyla kullanılabildiği gibi mecaz anlamda da kullanılabilir.

 

Şırıltı: Kökü yansıma sözcük olan "şır''dır.

Melemek: Kökü yansıma sözcük olan "me"dir.

Gürültü: Kökü yansıma sözcük olan "gür''dür.

Havlamak: Kökü yansıma sözcük olan "hav"dır.

lslık: Kökü yansıma sözcük olan "ıs"dır.

Tükürmek: Kökü yansıma sözcük olan "tü"dür.

Horultu: Kökü yansıma sözcük olan "hor''dur.

Patladı: Kökü yansıma sözcük olan "pat"tır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1. EŞ SESLİLİK (SESTEŞLİK)


Yazılışları ve okunuşları aynı olan ama anlamları farklı olan sözcüklere sesteş sözcük denir. Eş sesli sözcüklerde sadece ses birliği vardır. Anlam bilgisi açısından sözcükler arasında herhangi bir anlam ilişkisi yoktur. Eş seslilikle en az iki gerçek anlamlı sözcük söz konusudur.

 


Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç
Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç

 

► Birinci dizedeki "geç" sözcüğü addır ve erken sözcüğünün karşıtıdır; ikinci dizedeki ''.geç" sözcüğü ''.geçmek" fiilidir.

 

Kısmetindir gezdiren yer yer seni
Arşa çıksan akıbet yer seni

 

► Birinci dizedeki "yer" sözcüğü addır ve "mekan, bölge" anlamındadır; ikincidizedeki "yer'' sözcüğü "yemek" fiilidir.

 

Saçlarını ören bir ben olaydım
Siyah gözlerinde sürmen olaydım
Sağ yanak altının sol köşesinde
Senden ayrılmayan bir ben olaydım

 

► Birinci dizedeki "ben " sözcüğü kişi adılı olarak kullanılmıştır; dördüncü dizedeki
"ben " sözcüğü "siyah nokta " anlamındadır, her ikisi de ad soyludur.

 

Aşağıdaki altı çizili sözcükler arasında sesteşlik ilişkisi vardır:

 

Aramızda karlı dağlar                                                 Hasretin bağrımı dağlar

Kalem böyle çalınmıştır yazıma                                Yazım kışıma uymaz kışım yazıma

Kalenin dibinde üç ağaç incir                                    Çekme zincirleri kollarım incir
Hani benim mor sümbüllü bağlarım                        Deli gönlümü bir güzelin saçına bağlarım

Bir sözcüğün yan ve mecaz anlamı onun sesteşi değildir, çünkü yan ve mecaz anlam sözcüğün kendisinden yola çıkılarak oluşturulur.

 

Bardağı yere atıp kırdı. (Temel anlam)
Birçok kişinin kalbini kırdı. (Mecaz anlam)
Kazada bir damarı kopmuş. (Temel anlam)
Yeni bir altın damarı bulundu. (Yan anlam)

 

2. KARŞITLIK (ZITLIK)


Birbirleriyle ilişkili ters durumları ifade eden kelimelerdir. Bir sözcüğün olumsuzu onun karşıtı değildir. Karşıtlık; kelime, cümle ve paragraf düzeyinde olabilir.

 

Aşağıdaki dizelerde karşıt sözcükler parantez içerisinde belirtilmiştir.

 

Sana çirkin dediler düşmanı oldum güzelin
(çirkin-güzel)

 

Geçmişten geleceğe bir yol varsa eğer
Bu yolda beni de yanına al anneciğim
(geçmiş-gelecek)

 

Cici ayaklarım iplikle bağlı
Ben onun sılası kendimin gurbetiyim
(sıla-gurbet)

 

Her akşam güneşin battığı yerden
Gözlerin doğuyor gecelerime
(batmak-doğmak)

 

Kah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi
Kah inerim yeryüzüne seyreder alem beni
(çıkmak-inmek / gökyüzü-yeryüzü)

 

Siz geniş zamanlar umuyorsunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek
(geniş-dar)

Bir sözcüğün olumsuzu onun karşıtı sayılmaz.

 

"okudu-okumadı,
geldi-gelmedi,

korkulu-korkusuz" sözcükleri arasında karşıtlık ilişkisi yoktur.

3. EŞ ANLAMLILIK (ANLAMDAŞLIK)


Yazılışları ve okunuşları farklı , anlamları aynı olan sözcüklerdir. Eş anlamlı sözcüklerin biri yabancı kökenlidir; çünkü genellikle bir dilde aynı kavramı karşılayan iki sözcük yoktur.

 

Yazın - edebiyat                           Edilgen - pasif                                 Yitik - kayıp
Öykü - hikaye                               Elçi -sefir                                         Yontu - heykel
Ad-isim                                         Esin -ilham                                      Egemen - hakim
Adıl-zamir                                    İleti - mesaj                                     Öğrenim - tahsil
Biçem - üslup                              İlgeç-edat                                         Tanrıtanımaz - ateist
Bencillik - egoizm                      Özgün - orijinal                                Varsıl - zengin

 

Bir sözcüğün başka bir sözcükle eş anlam oluşturması cümlede kazandığı anlama bağlıdır. Bazen eş anlamlı görünen bazı sözcükler cümle içindeki kullanımlarına göre eş anlam olmayabilir.
 

Örneğin; " baş" ve "kafa" sözcükleri eş anlamlıdır ancak

 

"Olayda başı Yalçın çekiyordu." cümlesinde baş yerine kafa sözcüğünü getirirsek anlam bozulur, bizim Yalçın ele başı yerine ayyaş olur.


4. NİTEL VE NİCEL SÖZCÜKLER


Nitel sözcük, genellikle "nasıL?"sorusuna cevap verir; sayılamayan, ölçülemeyen
kavramları karşılar.
Nicel sözcük, genellikle "ne kadar?'' sorusuna cevap verir; sayılabilen ve
ölçülebilen kavramları karşılar. Miktar belirtir.


Nice seneler geçti aradan. ("Nice" sözcüğü çok anlamında ve sayılabilen ,ölçülen bir sözcük olduğu için niceldir.)

 

Güzel günler göreceğiz çocuklar. ("Güzel" sözcüğü nitelik belirtmekte ve sayılabilen, ölçülen bir sözcük olmadığı için niteldir.)

5. SOMUT VE SOYUT ANLAMLI SÖZCÜKLER


Beş duyu organımızdan en az biriyle algılanabilen kavramları karşılayan sözcüklere "somut anlamlı sözcükler'' denir. Somut kavramlarla anlatılan nesneler uzayda belirli bir yer kaplar.
 

Örnek
ses, hava, bulut, koku, toprak, taş , kum, sıcak, soğuk, su ...

 

Duyu organlarımızla algılayamadığımız, zihnimizde tasarlayabildiğimiz kavramları karşılayan sözcüklere "soyut anlamlı sözcükler'' denir.
 

Örnek
rüya, sevgi, kardeşlik, tanrı , özgürlük, vicdan, gönül, insanlık

Somutlaştırma: Soyut kavramların anlatılması zor olduğundan bazen benzetme yoluyla bazen de deyimler aracılığıyla soyut ifadeleri somutlaştırırız. Soyut sözcükler somut kavramlarla anlatılırsa buna "somutlaştırma" denir.

 

Örneğin; " Düşüncelerimi çürütmek için bu kadar zorlama kendini." cümlesinde soyut bir sözcük olan "düşünce" sözcüğü somut bir sözcük olan "çürütmek" sözcüğüyle anlatılarak somutlaştırma yapılmıştır.

 

Aşağıdaki cümlelerde yer alan somutlaştırmaları inceleyelim:

 

Ben güzele güzel demem,benim olmayınca.
Zamandır seni sardığım kumaş.
Benim gönlüm bir kelebek, dolaşır çiçek çiçek.
Umut fakirin ekmeğidir.
Hayat uzun ince bir yoldur aslında.
Kör olası çöpçüler askımı süpürmüşler.
Aşk çaldı kapımı dün gece.
Bu fikirlerin beynime çivi gibi saplandı.

 

Deyimler yoluyla somutlaştırma
Adam heyecanlandı - etekleri tutuştu.
Babam çok sinirlenmişti - babam küplere binmişti.

 

Soyutlaştırma: Somut sözcüklere soyut anlam kazandırmaktır.

 

"yol" - somut - Soruyu bu yola çözemeyiz.
"sıcak" -somut - Bizi sıcak karşıladı.
"dünya" - somut - Bu haberleri görünce dünyası yıkıldı.
"gölge" - somut - Dayısının gölgesinde yaşamak istemiyor.
"tutmak" - somut - Bu görüşler tutmadı.
"beyin" - somut - Bu adamda beyin diye bir şey yok.
"yürek" - somut - Beni sevmek yürek ister.
"kafa" - somut - Çalışa çalışa kafa kalmadı.

6. GENEL VE ÖZEL ANLAMLI SÖZCÜKLER


Varlık ve kavramları toplu bir şekilde karşılayan , anlam içeriği geniş olan sözcüklere genel anlamlı sözcükler denir. Tek bir varlığı veya kavramı karşılayan , onu çeşitli özellikleriyle belirten sözcüklere özel anlamlı sözcükler denir. Özel anlamlı sözcüklerin anlam kapsamı dardır , genel anlamlı sözcüklerin anlam kapsamı geniştir.

 

Genel              Özel
Yazar --        Tarık Buğra
Kitap --        Suç ve Ceza
Bitki --         Çiçek
Maden --     Krom

 

Sözcüklerin genel ya da özel anlamlı olması kullanıldığı cümleye göre değişir.

 

Öykü, yaşamı çok farklı yansıtır.(Genel anlam)
Bu öyküde betimlemeler ağırlıktadır. (Özel anlam)

 

Kitap duygu dünyamızı zenginleştirir. (Genel anlam)
Dün aldığım kitabı yeni okudum. (Özel anlam)

 

Sözcüğün genel ya da özel anlamlı olması diğer sözcüklere göre şekillenir.

 

Varlık - canlı - genç - öğrenci
Metin - paragraf - cümle - sözcük - ses
Sanat - edebiyat - İngiliz edebiyatı - Shakespeare

7. YAKIN ANLAMLI SÖZCÜKLER/ SÖZLER


Aynı anlama gelmedikleri halde cümledeki kullanışları na göre birbirinin yerine kullanılabilen sözcük ya da söz gruplarıdır.

 

Öteden beri bu adamdan hoşlanmam.
Kendimi bildim bileli burada oturur.
Oldum olası bu işlerden hoşlanmam.
Oldum bittim ders çalışmayı sevmem.

 

Hiç değilse bu hediyeyi kabul etseydin.
En azından beni arasaydın.

 

Olsa olsa bir kilo eder.
Taş çatlasa beş milyon yapar.

 

Gün olur Veysel'i bağrına basar.
Zaman gelir sen de yanarsın benim gibi.

 

Gece gündüz ders çalışıyordu zavallı çocuk.
Durmak bilmeden çalışmaya devam ediyor.

 

Olayı ince eleyip sık dokuyan bir avukatmış.
Konuyu bizlere enine boyuna anlattı.

1. MECAZIMÜRSEL (DÜZ DEĞİŞMECE/ AD AKTARMASI)


Benzetme amacı güdülmeden bir sözün başka bir söz yerine kullanılmasıdır.
Anlatılmak istenen kavram onunla herhangi bir özelliği , ilişkisi olamayan başka bir
kavramla anlatılır.


Ad aktarması yapıldığında:


a) Sözcük gerçek anlamını yitirir.
b) Sözcük kendisiyle ilgili başka bir kavramın yerine geçer.
c) Sözcük başka sözcük yerine kullanılırken benzetme amacı olmaz, istiareden
bu yönüyle ayrılır.
d) Anlatımda eksiltili bir söyleyiş söz konusudur.
e) Ad aktarmasında birbirinin yerine kullanılan sözcükler arasında çeşitli anlam
ilişkileri olmalıdır.


a. İç-dış ilişkisi: Bir kavramla ilgili iç söylenir dış; dış söylenir, iç kastedilir.

 

Tek oturuşta üç tabak yedi.
"Tabak" sözcüğü ile "tabağın içindeki yemek" anlatılmak istenmiştir.

 

Sobayı çabuk yakın, üşüyorum.
"Soba " sözcüğü ile "sobanın içindeki odunlar'' kastedilmiştir.

 

Bardağı bir dikişte içti.
"Bardak" sözcüğü ile "bardağın içindeki su" kastedilmiştir.

 

Mektuba pul yapıştırdım.
"Mektup" sözcüğü ile "mektubun konduğu zarf' kastedilmiştir.

 

Evi önümüzdeki hafta taşıyoruz.
"Ev" sözcüğü ile "evin içindeki eşyalar'' kastedilmiştir.


b. Yer, Yön, Bölge, Kent, Ülke, ... İnsan Görevli İlişkisi : Yer, yön, bölge, kent, ülke ... söylenir; orada yaşayanlar, o işle ilgili, görevli olanlar ... kastedilir.

 

Ankara, bu sefer sert çıktı batı bizi her zaman desteklemez.
"Ankara " sözcüğü ile "Ankara yönetimi" anlatılmak istenmiştir.

 

Anadolu bize öfkeyle bakıyordu.
"Anadolu" sözcüğü ile "Anadolu halkı " anlatılmak istenmiştir.

c. Sanatçı-eser ilişkisi: Sanatçı , yazar söylenerek yapıt kastedilebilir.

 

Ben garip çizgilerle uğraşırken baş başa
Rastlamıştım duvarda bir şair arkadaşa
"Şair arkadaş" sözüyle "şairin şiirleri" kastedilmiştir.

 

Dostoyevski'yi her okuyuşumda ayrı bir tat alırım.
"Dostoyevski" sözcüğüyle "Dostoyevski'nin romanları " kastedilmiştir.

 

Ben Orhan Veli'yi okumaktan sıkılmam.
"Orhan Veli" sözüyle "Orhan Veli'nin şiirleri" kastedilmiştir.


d. Neden-sonuç ilişkisi: Sonuç söylenir, o sonucu doğuran neden amaçlanır.

 

Bugün toprağa rahmet yağdı.
"Rahmet'' sözcüğü ile "yağmur'' kastedilmiştir.

 

Felaket, Marmara'yı da vurdu.
"Felaket" sözcüğü ile "deprem" kastedilmiştir.

 

Uçaklar, Suriye'ye ölüm yağdırıyor.
"Ölüm " sözcüğü ile "bomba" kastedilmiştir.

 

e. Parça-bütün ilişkisi: Varlığın bir bölümü söylenir tamamı kastedilir ya da bütünü söylenir, parçası kastedilir.

 

Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı

Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı
"Yaylı " sözcüğü ile "yaylı araba" kastedilmiştir.

 

Bir gemi yanaştı Samsun'a sabaha karşı
"Samsun" sözcüğü ile "Samsun limanı " kastedilmiştir.

 

Bir hilal uğruna ya Rab ne güneşler batıyor
"Hilal" sözcüğü ile "Türk bayrağı " kastedilmiştir.


f. Soyut-somut ilişkisi: Soyut bir kavramla somut bir kavram, somut bir kavram ile soyut bir kavram kastedilir.

 

Allah doğrunun yardımcısıdır.
"Doğru" sözcüğü ile "doğru insan" kastedilmiştir.

 

Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı.
"Gönül" sözcüğü ile "insan" kastedilmiştir.

2. DOLAYLAMA
Bir sözcükle anlatılabilecek bir kavramın birden çok sözcükle anlatılmasına dolaylama denir. Dolaylamada anlatılan varlıklar kesin, söz konusu özellikleri herkesçe bilinen varlıklardır.


Sözcük                        Dolaylama                            Sözcük                    Dolaylama
İstanbul                    Yedi tepeli şehir                    Tüfek                     Delikli demir
Atatürk                     Büyük kurtarıcı                     Atatürk                 Ulu önder
Kömür                      Kara elmas                             Aslan                     Ormanlar kralı
Pamuk                      Beyaz altın                              Kıbrıs                   Yavru vatan
Konya                       Tahıl ambarı                           Turizm                 Bacasız sanayi
Balık                          Derya kuzusu                         Haliç                    Altın boynuz
Kaleci                        File bekçisi                              İzmir                    Ege'nin incisi
Televizyon                Renkli cam                             Sinema                 Beyaz perde
Ankara                      Türkiye'nin kalbi                   Afrika                    Kara kıta
Rakı                           Aslan sütü                              Askerlik                 Vatan borcu


3. GÜZEL ADLANDIRMA


Kimi varlıklardan , nesnelerden bahsedilirken doğacak korku, iğrenme, ürkme gibi duygu ve çağrışımların engellenmesi için yapılan bir değiştirmedir. Bu anlatımda sözcükler mecaz anlam kazanır. Ad aktarmasının bir türü kabul edilir.


Sözcük               Güzel adlandırma                      Sözcük                          Güzel adlandırma
Verem               İnce hastalık                               Ölmek                           Rahmete kavuşmak
Cin, peri           İyi saatte olsunlar                      Ölmek                           Sizlere ömür
Cin                    Üç harfliler                                  Ölmek                           Hakk'a yürümek
Yaşlanmak       Yaşını başını almak                    Tuvalet                          Ayak yolu, yüz numara
Kör                    Görme engelli                             Sağır                             İşitme engelli
Tabut                İmamın kayığı                             Şişman                         Balıketli,İri kemikli

4. DUYU AKTARMASI


Benzerlik ilişkisine dayanan bir aktarma türüdür. Bir duyuya ilişkin kavramın veya
özelliğin başka bir duyuya aktarılmasına verilen addır.

 

Gelse en acı sözler dilime
Uçacak sanırdım birkaç kelime
Tatma ile ilgili "acı " sözcüğü , gerçek anlamının dışına çıkarak işitme ile ilgili olan
"söz" ile birlikte kullanılarak duyular arası aktarma yapılmıştır.

 

Hava keskin kömür kokusuyla dolardı.
Dokunma ile ilgili "keskin" sözcüğü, gerçek anlamının dışına çıkarak koklama ile
ilgili olan "koku " sözcüğü ile birlikte kullanılarak duyular arası aktarma yapılmıştır.

 

Örtün üstüme örtün serin karanlıkları
Dokunma ile ilgili "serin " sözcüğü, gerçek anlamının dışına çıkarak görme ile ilgili
olan "karanlık" sözcüğü ile birlikte kullanılarak duyular arası aktarma yapılmıştır.

 

Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır.
Tatma ile ilgili 'tatlı " sözcüğü, gerçek anlamının dışına çıkarak işitme ile ilgili olan
"söz" ile birlikte kullanılarak duyular arası aktarma yapılmıştır.

5. İNSANDAN DOĞAYA AKTARMA


İnsana ait organ adları ya da özellikler doğadaki bir varlığa aktarılır. Kişileştirmenin
olduğu her yerde insandan doğaya aktarma vardır.


Bu gece yarısı iki kişi uyanık
Biri benim öteki serseri kaldırımlar

 

Toplanırken gökyüzünde bulutlar yığın yığın
Hırçın bir fırtınayı düşünüyordu deniz

 

O çay ağır akar yorgun mu bilmem
Mehtabı hasta mı solgun mu bilmem


Neden düşman görünürsünüz
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar

6. DOĞADAN İNSANA AKTARMA


Doğadaki varlıkların ya da varlıklara ait özelliklerin insan için kullanılmasıdır.
"Olgun kızların evde kalma ihtimali yokmuş." cümlesinde aktarma yapılmıştır çünkü "olgun" sözcüğü meyveler için kullanılırken bu cümlede "olgun kız" ifadesinde doğadan insana aktarma yapılmıştır.

 

Bu ineğin yapamadığı soru yoktur.
Bedr'in aslanları ancak bu kadar şanlı idi.
Ayının biri aniden ayağıma basmasın mı?
Böyle pişkin adamı hayatımda görmedim.
Sabahtan uğradım ben bir fidana.
Onun ne tilki olduğunu siz bilmezsiniz.
Gel de böyle oduna laf anlat.

7. KİNAYE (DEĞİNMECE)


Cümlede kullanılan bir sözün hem gerçek hem de mecaz anlamını düşündürecek biçimde kullanılmasına kinaye denir. Asıl vurgulanmak istenen mecaz anlamdır.

 

Bulmadım dünyada gönle mekan
Nerede bir gül bitse etrafı diken
"Nerede bir gül bitse etrafı diken" sözü hem gerçek anlamı olan "her gülün etrafında dikenlerin olması " hem de mecaz anlamı olan "her güzelliğin etrafında çirkinliklerin
olabileceği" anlamında kullanılarak kinaye yapılmıştır.

 

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
"Ocak" sözcüğü hem gerçek anlamı olan "ateş yanan yer" hem de mecaz anlamı
olan "aile" anlamında kullanılarak kinaye yapılmıştır.

 

Kinaye özellikle atasözü ve deyimlerde olur.

 

Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.
Gül, dikensiz olmaz.
Yalnız taş duvar olmaz.

8. TARİZ (DOKUNDURMA/ İĞNELEME)


Bir cümlede söylenen bir sözün tam tersini kastetmektir. Genellikle alaycı bir üslup
kullanılır.

 

Yazısı o kadar güzeldi ki bütün çabalarıma rağmen yazısını okuyamadım
"Güzel"sözcüğü ile yazının "çirkin " olduğu kastedilmiştir.

 

O kadar dürüst ki yalana hile katmaz.
"Dürüst" sözcüğü ile "yalancı, hilebaz" olduğu kastedilmiştir.

 

O kadar çalışkan ki liseyi beş yılda bitirdi.
"Çalışkan " sözcüğü ile "tembel'' olduğu kastedilmiştir.

 

Eh, bu kadar hızlı yürürsek okula yarın varırız.
"Hızlı" sözcüğü ile "yavaş" olduğu kastedilmiştir.

 

 

O kadar güzeldi ki evlenemeden gömüldü.
"Güzel" sözcüğü ile "çirkin" olduğu kastedilmiştir.

9. KİŞİLEŞTİRME (TEŞHİS)


İnsana ait özelliklerin insan dışındaki varlıklara ya da kavramlara verilmesine kişileştirme denir.

 

Yavaş çek küreklerini mehtap uyanmasın.
"Mehtap" (ay) sözcüğüne insan özelliği verilerek kişileştirme yapılmıştır.

 

Paydos bundan böyle çılgınlıklara
Sert konuşmaya başladı aynalar
"Aynalar" sözcüğüne insan özelliği verilerek kişileştirme yapılmıştır.

 

Dağlar omuz omuza yaslanan dağlar
Sular kararınca paslanan dağlar
"Dağlar'' sözcüğüne insan özelliği verilerek kişileştirme yapılmıştır.

 

Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor
Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor
"Tekerlekler'' ve "yollar'' sözcüğüne insan özelliği verilerek kişileştirme
yapılmıştır.

10. BENZETME (TEŞBİH)

 

Türk edebiyatında en çok kullanılan sanatlardan biri olan benzetme aslen dört ögeden meydana gelir: benzeyen, kendisine benzetilen, benzetme yönü, benzetme ilgeci (edatı). İlk iki öge (benzeyen, kendisine benzetilen) temel, son iki öge (benzetme yönü, benzetme ilgeci) yardımcı ögedir.

 

Türkçede "misali", "gibi" edatları, "sanki" sözcüğü ve "andırmak", "benzemek" fiilleri benzetmeye ipucu olan sözcüklerdir.

 

Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin. (Şair, "sen " dediği kişiyi 'Türkiye''ye benzetmiş.)

 

Rüya gibi bir yazdı , yarattın hevesinle.(Şair , "yaz'1 "Rüya''ya benzetmiş.)

 

Sen gittiğim o ülkesin varılmıyorsun. (Şair , "sen" dediği kişiyi ''gittiği ülke''ye benzetmiş.)

 

Ben bir damlayım , sen bir denizsin. (Şair, kendisini "bir damla''ya, "sen" dediği kişiyi "deniz"e benzetmiş.)

 

Ben gökte yıldız, sen güneşimsin.(Şair, kendisini "gökteki yıldız"a , "sen" dediği kişiyi "güneş"e benzetmiş.)

 

Seni aşkım canavarlar gibi takip edecek. (Şair, "aşk"ını "canavar''a benzetmiş.)

 

Geldim işte mevsim gibi kapına.(Şair, kendisini "mevsim"e benzetmiş.)

SÖZCÜKLERDE ANLAM DEĞİŞMELERİ


1. ANLAM GENİŞLEMESİ


Bir sözcüğün eski anlamları yanında yeni anlamlar kazanmasıdır, dar bir anlamdan
geniş anlamlara geçmesidir. Çok anlamlılık kazandırma yoludur.

 

"Yıldız" eskiden sadece "gök cismi" için kullanılırken şimdi "star, film oyuncusu" için kullanılıyor.
Anadolu'da köpek, sığır, gibi evcil hayvanlara verilen "yem, yiyecek'' anlamındaki "yal" sözcüğünden türetilen "yalamak'' (yalını yemek) sözcüğü , günümüzde "bir yiyeceği dilini sürerek yemek'' anlamında kullanmaktayız.
''Araba " sözcüğü geçmişte yalnız "atlı araba" yerine kullanılırken günümüzde "motorlu taşıt'tarı da kapsar bir duruma gelmiştir.

2. ANLAM DARALMASI

 

Birçok anlamı bulunan bir sözcüğün zamanla bazı anlamlarını yitirmesidir.

 

" Oğlan " sözcüğü hem kız hem erkek için kullanılırken şimdi sadece erkekler için kullanılıyor.
"Davar' sözcüğü mal, mülk için kullanılırken şimdi "büyükbaş hayvan" için kullanılıyor.
"Erik" sözcüğü "kayısı, şeftali ... " meyvelerinin ortak adıyken şimdi tek bir meyve için kullanılıyor.


3. ANLAM KÖTÜLEŞMESİ

 

Sözcüğün taşıdığı iyi anlamı yitirerek kötü bir anlam kazanmasıdır .. "İşçi'hin eş anlamlısı
olan "amele" sözcüğü , 1960'Iara değin dilimizde yadırganmadan kullanılıyordu. "İşçi" sözcüğü yaygınlaşınca "amele" sözcüğü , aşağılayıcı bir nitelik kazanmıştır.

 

Sözcük                                                 İyi anlam                                    Kötü anlam
Abdal                                                   Ermiş                                           Aptal
Efendi                                                 Seçkin kimse                              Hizmetçi, kahya
Canavar                                              Canlı hayvan                              Cana kıyan, vahşi yaratık

4. ANLAM İYİLEŞMESİ

 

Kötü bir anlam taşıyan sözcüğün zamanla bu anlamı yitirip iyi bir anlam taşır hale
gelmesidir.

Sözcük                                             Kötü anlam                                   İyi anlam
Yavuz                                                Kötü, fena                                     İyi huylu, cesur
Emek                                                Eziyet                                            Beden gücü
Mareşal                                            At bakıcısı                                    Orduda en üst rütbe

SÖZCÜKLER ARASI ANLAM İLGİSİ

SÖZCÜKTE ANLAM OLAYLARI

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

SÖZCÜK ÖBEKLERİNDE ANLAM

İKİLEMELER

 

Anlatımın gücünü arttırmak, anlamı pekiştirmek için aralarında anlam, ses bakımından çeşitli ilgiler bulunan iki sözcüğün yan yana kullanılması sonucu ortaya çıkan söz öbeklerine "ikileme" denir. İkilemeler kalıplaşmış sözlerdir.

 

İkilemeler farklı amaçlarla kullanılır:
a. Anlamı Pekiştirme: salkım salkım üzüm, eski püskü bir elbise, güçlü kuvvetli, alımlı mı alımlı, temiz mi temiz ...
b. Anlamı Güçlendirme: açık seçik anlatmak, bangır bangır ağlamak , gide gele uslanmak, bağlık bahçelik ...
c. Anlamı Çoğaltma : ev ev dolaşmak, yol yol olmak, güzel güzel kızlar, sokak sokak aramak, kutu kutu şeker. ..
d. Anlamı Abartma: varını yoğunu yitirmek, taş taş üstünde kalmamak, delik deşik olmak, yüzü gözü şişmek ...


İkilemeler ayrı yazılır ve ikilemeyi oluşturan sözcükler arasına hiçbir noktalama işareti getirilemez.


İkilemelerin biçimsel (oluşum-kuruluş) özellikleri: 

 

Aynı sözcüğün tekrarıyla ikileme yapılabilir.

 

Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar
Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler.
llgıt ılgıt esen seher yelleri
Esip esip yare değmeli değil
Ak elleri elvan elvan kınalı
Karadır gözleri sürmeli değil
Denizleri köpük köpük dalgalandıran rüzgar
Gir içeri usul usul beni bu dertten kurtar
Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir

 

Aynı sözcük tekrarlanırken birinci sözcüğe yönelme (yaklaşma)durum eki getirilerek
oluşturulur.


Eş ya da yakın anlamlı sözcükler bir araya gelerek oluşturulabilir.


Ses seda, akıllı uslu, sorgu sual, köşe bucak, eş dost, kılık kıyafet , yalan yanlış, üst baş , ağrı sızı , doğru dürüst, toz toprak, etli butlu, it köpek ...

 

Zıt (karşıt)anlamlı sözcüklerle yapılabilir.

 

İki kapılı bir handa
Yürüyorum gündüz gece

 

İyi kötü, bata çıka , az çok, er geç, dost düşman , aşağı yukarı , eninde sonunda,ine çıka, irili ufaklı, ileri geri. ..

 

İkinci sözcük, birincinin olumsuzu biçiminde kullanılarak oluşturulabilir.

 

ister istemez, belli belirsiz, yerli yersiz ...

 

İkilemelerdeki sözcüklerin her biri tek başına sözlük anlamı taşıyabilir. Her ikisi de anlamlı olabilir.
İyi kötü, hısım akraba, er geç, yalan yanlış ...
Başa baş , kana kan, dişe diş ...

 

Aynı sözcük tekrarlanırken ikinci sözcüğe yönelme (yaklaşma)durum eki getirilerek
oluşturulur.

 

Yan yana, el ele, art arda, kol kola, baş başa , üst üste ...


İkilemeyi oluşturan her iki sözcük ad durum eki alabilir.


Uçtan uca, dilden dile, elden ele, renkten renge, arada sırada , elde avuçta ...


Yansıma sözcüklerin tekrarıyla ikileme oluşturulabilir.


Horul horul, şırıl şırıl, püfür püfür, mırıl mırıl..


Sayıların bir araya gelmesiyle oluşabilir.


Sekiz on (kişi) , üçer üçer (dağıtmak) , bir iki (söz), üç beş (kuruş)


Kimi ikilemelerde yinelenen sözcükler ad tamlaması biçimindedir.


İyinin iyisi, güzeller güzeli, babaların babası , kahramanlar kahramanı. ..


Kimi ikilemelerde ünsüzle başlayan sözcüğün başındaki ünsüz kaldırılıp yerine "m" sesi getirilir; ünlüyle başlayan sözcüğe "m" ön ses olarak eklenir.


Simit mimit, para mara, kitap mitap .. .

Biri anlamlı, biri anlamsız sözcükten oluşan ikilemeler olabilir.
Hayal meyal, saçma sapan, eski püskü, çoluk çocuk, kaba saba, pılı pırtı, börtü böcek ...


Sözcüklerin her ikisi de anlamsız olabilir.


ıvır zıvır, çıtı pıtı , abur cubur, abuk sabuk, mırın kırın, eciş bücüş , süklüm püklüm, vırt zırt , ıcığı cıcığı , abuk sabuk ...

DEYİMLER


Asıl anlamlarından uzaklaşarak yeni kavramlar meydana getiren kalıplaşmış sözlerdir.
En az iki sözcükten kurulan deyimler, anlam aktarımı yoluyla oluşmuş söz öbekleridir. Deyimlerde benzetmeler, deyim aktarması , ad aktarması gibi anlam olayları sıkça yer alır. Deyimlerin kimin tarafından türetildiği bilinmemektedir.

Her dönemde yeni durum ve gereksinimler için yeni deyimler bulunmuştur.
Türkçe deyim söz varlığı açısından zengindir.

Türkçede on bin civarında deyim bulunmaktadır.

Türkçedeki deyimlerin kaynakları arasında Nasrettin Hoca ve Bektaşi fıkralarıyla , bazı masallar, efsaneler, tarihsel olaylar yer alır.

Örneğin, "bindiği dalı kesmek", "ipe un sermek'', ''ye kürküm ye", ''yorgan gitti, kavga bitti" gibi deyimlerin kaynağı Nasrettin Hoca fıkralarıdır.


A. Biçim Özellikleri


Deyimler de atasözleri gibi kalıplaşmış sözlerdir. Deyimlerin sözcükleri değiştirilip yerlerine -aynı anlamda olsa da- başka sözcükler getirilemez, deyimlerin söz dizimi bozulamaz.

"Tanrı misafiri" yerine "Allah misafiri", "Ayıkla pirincin taşını " yerine "Pirincin taşını ayıkla" denemez.
Deyimler de atasözleri gibi kısa ve özlü anlatımlardır.
Deyimler en az iki sözcükle kurulan söz öbekleri olup biçim bakımından ikiye ayrılabilir:


1. Söz Öbeği Biçiminde Olanlar


Kaşla göz arasında, kellesi koltuğunda, eli kulağında , eli böğründe , ağır başlı , anasının gözü, gel zaman git zaman ...


2. Cümle Biçiminde Olanlar


Dostlar alışverişte görsün, atı alan Üsküdar'ı geçti, delik büyük yama küçük, incir
çekirdeğini doldurmaz, Halep ordaysa arşın burada, yel üfürdü sel götürdü, ununu
elemiş eleğini asmış ...

Bir mastarla sona eren deyimler, çekime girecekleri için ve cümle kuracakları için bu grupta yer alır.

Göz atmak, el üstünde tutmak, kulak vermek, burun kıvırmak , ağzına bir parmak bal çalmak, baltayı  taşa vurmak ...


Bazı deyimler tamlama biçiminde oluşur.


a. Sıfat Tamlaması: ağır başlı , geri kafalı , sivri akıllı , çetin ceviz, kara çalı , eski
toprak, eski kurt ...


b. İsim Tamlaması: parmak hesabı, eşek şakası, kıl payı, ayağının tozuyla,
anasının gözü, günün birinde, kaçın kurası, ayak bağı. ..


c. İçinde Tamlama Olan Deyimler: bir ayağı çukurda olmak, kötü gözle bakmak,
çürük tahtaya basmak, baş tacı etmek, kabak çiçeği gibi açılmak ...


Kafiyeli (uyaklı) deyimler vardır: Azıcık aşım kaygısız başım , Akdeniz'e
kaptan Mısır' a sultan, havada bulut sen onu unut. ..

B. Kavram ve Anlam Özellikleri


Deyimler, bir kavramı belirtmek için bulunmuş özel bir anlatım kalıbıdır, genel kural niteliği taşımaz. Deyimleri atasözünden ayıran en önemli özellik budur.


          Atasözü                                                                                  Deyim
• Yuvarlanan taş yosun tutmaz.                                • Armut piş , ağzıma düş.
• İşleyen demir ışıldar.                                               • Atı alan Üsküdar'ı geçti.
• Horozu çok olan köyün sabahı geç olur.              • Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?


Deyimin amacı bir durumu, kavramı ya çekici ve hoş bir biçimde ya da özel bir kalıp içinde belirtmektir. Atasözlerinin amacı öğüt ve ders vermek, yol göstermektir.

 

Deyimler, kavram açısından ikiye ayrılır. Bazıları mecaz, bazıları gerçek anlam taşır:


a. Mecaz Anlamlı Olanlar:


Saçını süpürge etmek, ağzı kulaklarına varmak, pireyi deve yapmak, kılı kırk yarmak, öküz altında buzağı aramak, balık kavağa çıkınca , abayı yakmak, pabucu dama atılmak , çantada keklik, ince eleyip sık dokumak, attan inip eşeğe binmek, yüreği ağzına gelmek, kabak tadı vermek ...


b. Gerçek Anlamlı Olanlar:


ismi var cismi yok, yükte hafif pahada ağır, parayla değil sırayla , dosta düşmana karşı , hem suçlu hem güçlü, ağzına layık , çoğu gitti azı kaldı , adet yerini bulsun, iyi gün dostu, özrü kabahatinden büyük ...


Kimi deyimler benzetme biçiminde oluşmuştur:


Tereyağından kıl çeker gibi, kabak çiçeği gibi açılmak , süt dökmüş kedi gibi, arpacı
kumrusu gibi düşünmek, sebilhane bardağı gibi dizilmek ...

 

Kimi deyimler bir öyküye ya da olaya dayalı olarak kalıplaşmıştır:


Buyurun cenaze namazına, baklayı ağzından çıkarmak , püf noktası , ye kürküm
ye, Halep oradaysa arşın burada, kuşa benzemek ...


Kimi deyimler, töreleri, inanışları, duaları, bedduaları belirtir:


Beşik kertmesi, ağzından yel alsın, Allah kolaylık versin, Allah razı olsun, başını yesin, dili ensesinden çekilsin ...


Bazı deyimler anlamca yakın olabilirler:


Kılı kırk yarmak - ince eleyip sık dokumak
Karnı zil çalmak - içi bayılmak
Etekleri tutuşmak - eli ayağı dolaşmak
Gözünü kırpmamak - gözüne uyku girmemek

 

Sınavda deyimlerle ilgili çıkabilecek soru tipleri


• Sözcüğün deyim içerisinde kullanılması
• Anlamca yakın olan deyimleri bulmak
• Deyimin cümleye kattığı anlamı bulmak
• Açıklaması yanlış yapılan deyimi bulmak
• Deyimin "açıklamasıyla" kullanıldığı cümleyi bulmak
• Yanlış deyimin kullanılması

ATASÖZLERİ


Atasözleri bir ulusun değer yargılarını anlatan özlü sözlerdir. Yüzyıllar boyu edinilen yaşam deneyimlerinden kaynaklanan atasözleri, bir ulusun düşünce , özlem, eleştiri , gözlem ve yargılarını dile getirir. Atasözlerinin söyleyeni belli değildir, yani anonimdir.


A. Biçim Özellikleri


Atasözleri kalıplaşmış sözlerdir. Atasözlerinin sözcükleri değiştirilip yerlerine -aynı anlamda olsa da- başka sözcükler getirilemez, deyimlerin söz dizimi bozulamaz.
Atasözleri kısa ve özlüdür, az sözle çok şey anlatır.
Atasözlerinin çoğu bir iki cümledir.
Atasözlerinin çoğu geniş zaman ile kurulmuştur.
Atasözlerinde uyağa yer verilebilir.

 

Söz söyle alana, kulağında kalana.
İt ulur, birbirini bulur.

 

B. Kavram Özellikleri


Uzun bir gözlem sonucu sosyal olayların nasıl olageldiklerini bildirir.

 

Minareyi çalan kılıfını hazırlar.
Sütten ağzı yana yoğurdu üfleyerek yer.
Araba devrilince yol gösteren çok olur.
Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür.

 

Uzun bir gözlem sonucu doğa olaylarının nasıl olageldiğini anlatır.


Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.
Lodosun gözü yaşlı olur.
Kar ne kadar çok yağsa yaza kalmaz.
Zemheride kar yağmadan kan yağması iyi.
Mart yağar, nisan övünür; nisan yağar, insan övünür.


Toplumsal olayların nasıl olageldiğini anlatır.


Sona kalan dona kalır.
Ağlamayan çocuğa meme vermezler.
Öfke ile kalkan zararla oturur.

Doğrudan doğruya öğüt ve ahlak dersi veren atasözleri vardır.


Ayağını yorganına göre uzat.
Yoldan kal, yoldaştan kalma.
Bugünkü işini yarına bırakma.
Çirkefe taş atma, üstüne sıçrar.


Bazı bilgece düşünceler bildirerek dolaylı olarak yol gösteren atasözleri vardır.


Can bostanda bitmez.
Dost acı söyler.
Taşıma su ile değirmen dönmez.
Korkunun ecele faydası yoktur.


Töre ve gelenekleri bildiren atasözleri vardır.


Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.
Kızını dövmeyen dizini döver.
Dost başa bakar, düşman ayağa.


Bazı atasözleri soya çekim kavramını vurgular.


Armut dibine düşer.


Kimi inanışları bildiren atasözleri vardır.


Akacak kan damarda durmaz.
Olacakla öleceğe çare bulunmaz.
Baykuşun kısmeti ayağına gelir.


Bazı atasözleri anlam açısından birbirinin karşıtıdır.


Yalancının evi yanmış , kimse inanmamış. / Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.
İyilik eden iyilik bulur. / İyiliğe iyilik olsaydı koca öküz bıçak olmazdı.

 

Atasözlerinde kötülük, olumsuzluk övülmez, iyi bir şey gibi gösterilmez. Kötülük ve olumsuzluğun öne çıkarıldığı sözlere "söylence" adı verilir.


Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.
Merhametten maraz doğar.
Her koyun kendi bacağından asılır.
Devlet malı deniz, yemeyen domuz.

Bazı atasözlerinde "öyküleme" vardır.


Eşeğe "cilve yap" demişler, çifte atmış.
Eşeği düğüne çağırmışlar, "ya odun eksik ya su." demiş.
Katıra "baban kim" demişler, "dayım at" demiş.


C. Anlam Özellikleri


Bazı atasözleri sadece gerçek anlam taşır.


Adamın iyisi iş başında belli olur.
Akıllı düşman akılsız dosttan iyidir.
Bugünün işini yarına bırakma.
İyilik eden iyilik bulur.
Dost ile ye, iç; alışveriş etme.
Emanete hıyanet olmaz.
Dost dostun ayıbını yüzüne söyler.


Bazı atasözleri mecaz anlamlıdır. Bazıları hem mecaz hem gerçek anlam taşır.
Armut dibine düşer.
Dikensiz gül olmaz.
Keskin sirke küpüne zarar verir.
Mum dibine ışık vermez.
Damlaya damlaya göl olur.
Mızrak çuvala sığmaz.
Güneş balçıkla sıvanmaz.
Besle kargayı , oysun gözünü.
Yuvarlanan taş yosun tutmaz.
Üzüm üzüme baka baka kararır.

Deyim ve Atasözü Arasındaki Fark


Deyimler ve atasözleri zaman zaman birbiriyle karıştırılmaktadır. Bu iki kalıplaşmış yapı arasında biçime ve anlama bağlı bazı farklar vardır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:


1) Deyimler yargı bildirmezler. Bir durumu, olayı ya da varlığı betimlemek,açıklamak, ifade etmek amacıyla etkili anlatımından yararlanılan kalıplaşmış söz gruplarıdır. Atasözü ise bir gözlem ve tecrübenin sonucunda ortaya çıkmış ve zamanla herkesçe benimsenmiş bir yargıyı dile getirir. Bazı deyimlerde yargı bulunsa da genelde deyimler yargısız ifadelerdir. Kısaca deyimle daha çok benzetme, kıyaslama yoluyla bir durumu açıklamak; atasözleri ise bir durum veya olayı tecrübeye dayalı bir yargıya bağlamak için kullanılır.


2) Atasözleri de deyimler gibi kalıplaşmış ifadelerdir. Ancak kalıplaşmanın biçiminde bazı farklılıklar vardır. Atasözlerindeki kalıplaşma deyimlere göre daha sıkıdır. Deyimlerde yer alan kelimeler başta , ortada ve sonda birtakım değişiklikler gösterebilir.


3) Deyimler amaç bakımından da atasözlerinden farklıdır. Deyimlerin amacı bir durumu ya da kavramı özel bir kalıp içinde çekici ve etkili bir anlatımla belirtmek iken; atasözleri öğüt verme, yol gösterme ya da tecrübe aktarma amacı güderler.

ÖZDEYİŞLER


Bilgelerin, bilginlerin, ozanların, kültürlü kişilerin yazıp söyledikleri engin anlamlı kısa sözlerdir. Bilgece söylenmiş özlü sözlerdir.


Atasözlerinden ayrılan en önemli yönü, söyleyenlerinin belli olmasıdır, çünkü atasözleri anonimdir. Atasözleri kalıplaşmış sözlerdir, ancak özdeyişler kalıplaşmamıştır.
» Hayatta en hakiki mürşit ilimdir. (M. K. Atatürk)
» Baki kalan bu kubbede bir hoş sa.da imiş. (Baki)
» Kadınların saklayabildikleri tek sır , bilmedikleri sırdır.(Seneca)
» Eskimiş fikirler paslanmış çivilere benzer, söküp atmak çok güçtür.(Cenap Şahabettin)

 
 
 

©2020 By KIZILTAN